30 Ağustos, Siyasal İslamcıların gerçek yüzünü bir kez daha gösterdi

Nefret ediyorlar Atatürk adının geçtiği her şeyden; O’nun arkadaşlarıyla düşmana karşı söke söke kazandığı zaferlerden.

Utanmadan sıkılmadan, ulusal bayramları yasaklıyorlar; kendi mahallelerindekilerin bile artık inanmadığı türlü bahanelerin arkasına sığınarak.

Nitekim, bu yıl da pandemiyi gerekçe gösterip 30 Ağustos’u yasakladılar (Kendi görüşlerine uygun her türlü kutlamayı onbinlerin katılımıyla göstere göstere yaparak).

Ne yapsanız anlatamazsınız bunlara 30 Ağustos’un önemini…

Büyük Taarruz ya da Başkumandanlık Meydan Muhaberesi’nin Kurtuluş Savaşı sırasında Türk Ordusu’nun Yunan Kuvvetleri’ne karşı başlattığı harekatın ismi olduğunu…

Bir milletin yazdığı destanı, sonrasında 9 Eylül’de Türk Ordusunun İzmir’de Yunanı denize dökmesini, savaşın kazanılmasını, Türkiye Cumhuriyeti’nin bu zafer sonucu kurulmasını…

Anlatamazsınız…

Yere göğe sığdırımadıkları Osmanoğlulları’nın Kurtuluş Savaşı’ndaki ihanetini, düşman istedi diye Atatürk ve silah arkadaşları hakkında verdikleri ölüm fermanlarını, padişah yandaşlarının Kuvvacıları düşman güçlerine ev ev gösterip jurnallediklerini kabul etmez istemezler.

Atatürk’e ve onun mirasına düşmanlıklarını ise her fırsatta ortaya koyarlar.

Sonra da çıkıp yarım ağızla, “Bizim Atütürk’le, milli bayramlarla sorunumuz yok” derler.

Çoğu, 30 Ağustos’un kime karşı kazanıldığını bile bilmez; emin olun.

…İşte onlara inat Nazım Hikmet’in o muhteşem satırlarıyla ZAFER BAYRAMINIZ KUTLU, MUTLU OLSUN:

Düşündü birdenbire kayalardaki adam
kaynakları ve yolları düşman elinde kalan bütün nehirleri
Kim bilir onlar ne kadar büyük
ne kadar uzundular?
Birçoğunun adini bilmiyordu
yalnız, Yunan’dan önce ve Seferberlikten evvel
geçerdi Gediz’in sularını başı dönerek.

Dağlarda tek
tek
ateşler yanıyordu
Ve yıldızlar öyle ışıltılı, öyle ferahtılar ki
şayak kalpaklı adam
nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden
güzel, rahat günlere inanıyordu
ve gülen bıyıklarıyla duruyordu ki mavzerinin yanında
birdenbire beş adım sağında onu gördü.
Paşalar onun arkasındaydılar.
O, saati sordu.
Paşalar: “Uc” dediler,
Sarisin bir kurda benziyordu.
Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı.
Yürüdü uçurumun basına kadar,
eğildi, durdu.
Bıraksalar
İnce, uzun bacakları üstünde yaylanarak
ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak
Kocatepe’den Afyon ovasına atlayacaktı.

Ha bir kez daha söyleyelim de….

Hepsi tek tek yargılanacak…

İlginizi Çekebilir

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir