Veba ile ortaya çıkan yusufçuklar: Soylu’nun elindeki Koca dosyaları, DSÖ’den saklanan veriler ve…

9 dakikalık okuma

Türkiye’de koronavirüs salgınına dair siyasi ilişkileri de irdeleyen “Veba” adlı bir belgeselde, Sedat Peker’inkileri aratmayacak iddialar…

140journos tarafından hazırlanan belgeselde, iddialar üst düzey bir bürokrata dayandırılıyor.

Bürokrat, verdiği bilgilerin bir dublor aracılığıyla aktarıldığı belgeselde özetle şunları anlatıyor:

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca özel sektörden geldi. Bu nedenle de pandemi yönetimde bütün güç ve kontrolün elinin altında olmasını istedi. Bu şekilde bir krizi yönetemezsiniz. Aslında bütün bu yaşananların arkasında Bakan Soylu ile Bakan Koca arasındaki büyük bir çekişme yatıyordu. Bu devam eden sürtüşme de Soylu’nun elinde Bakan Koca aleyhinde çok ciddi dosyalar olduğunu biliyorum. Sağlık Bakanlığı’nın veri sakladığına dair… İçişleri Bakanlığı’nın bu verileri alıp hazırlamasının bir anlamı vardı. Sen bir hata yapıyorsun, ben bunu alıp yukarıya da bildiriyorum. Toplumun da gözüne sokuyorum anlamına geliyordu. Tabii bu arada her şey yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı. Ankara’da siyasetçilerin ticari bağlantıları var. Soylu ile kardeşi medikal sektöründe iş yapıyorlar bu arada anlayacağınız iki taraf arasındaki kavga çok büyük.

Süleyman Soylu ve Fahrettin Koca

Belgeselde ifadelerine yer verilen Pittsburgh Üniversitesi McGowan Enstitüsü’nde Öğretim Görevlisi ve Enstitüsü Bilim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Ergin Koçyıldırım, salgının başladığı 2020 başına dair “O dönemde o kadar çok zatürre vakalarında artış oluyor ki, normalin üstünde nefes darlığı vakaları, grip bulguları ve bir takım zatürre vakalarıyla karşılaştıklarını görüyoruz” dedi.

İlk vaka açıklanandan çok önce

Koçyıldırım, Türkiye’de salgının ortaya çıkışına dair şu ifadeleri kullandı:

Türkiye’de bununla ilgili Sağlık Bakanı’nın ilk kamuoyuna yaptığı açıklamalar 22 Ocak tarihinde Anadolu Ajansı’nın editör masası programına katılarak başladı. Ama o dönem öyle bir dönem ki, gerek bakanlık olsun, gerek Türk kamuoyu olsun ‘bu hastalık bize gelmez, bizden uzak, nasılsa Çin’de başladı bu’ havasındalar. Oldukça duyarsız bir tavırdalar. Dolayısıyla ‘biz böyle bir virüsün varlığını biliyoruz, fakat yine de bize gelmez’ bakış açısı sebebinden çok da fazla kaale alınmıyor fakat çevre hastanelerden şüpheli numunelerin gönderilmesi başlıyor ve bu şüpheli numuneler Sağlık Bakanlığı’nda çalışılmaya başlayınca bakıyorlar ki bazı testler pozitif çıkıyor.

İlk vakalarla ilgili değerlendirmelerini sürdüren Dr. Koçyıldırım, “21 Ocak’ta testi pozitif çıkan ilk hastayı apar topar Sağlık Bakanlığı’na ait bir ambulans uçakla Vuhan’a, geldiği yere geri gönderiyorlar. Bu arada ağırlaşan hastalar oluyor, hayatını kaybeden hastalar oluyor, ama hala sağlık bakanlığı bu bilgileri kamuoyundan gizliyor. Doktorlar aralarında konuşmaya çalışıyorlar çünkü bu bir bulaşıcı hastalık. Tabi bununla birlikte IMF de Kovid-19’dan etkilenen ülkelere 50 milyar dolar yardım yapılacağını açıkladı. Biz de arkadaşlarla aramızda şaka yapıyorduk, ‘Bak kesin artık yarın Türkiye açıklar bunu duyarsa’ dedik. Gerçekten de öyle oldu” diyor.

Hans Kluge ile organize işler

Belgeselde dikkat çeken bir başka konu ise DSÖ Avrupa Direktörü Hans Kluge’nin Türkiye’nin verileri gizlediği bilgisini DSÖ üst yönetiminden sakladığına dair iddia.

Dr. Koçyıldırım, bu konuda şunları ifade ediyor:

Gecenin geç saatlerinde kanlanmış gözleriyle bir takım bilgiler vermeye çalışan bakana bir anda sempati gelişti. Ama bilmiyorlardı ki bakan, adeta bir tüccar gibi bu salgına hazırlanması, ilk hastayı kamuoyuyla paylaşmaması aslında başından beri salgınla ilgili doğruları söylememiş. Dünyanın her yerinde bir hastaya bir tanı koyduğunuz zaman her hastalığın her tanının bir kodu var. Derhal DSÖ bu hastalığın nasıl kodlanacağına dair bir takım raporlar yayınlar ve bu kılavuz Türkiye’nin de içinde olduğu ülkeler tarafından kabul edildi. Fakat Türkiye hiçbir zaman bunu uygulamadı. Türk Tabipleri Birliği, Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı’nın bu kılavuza uymadığını Dünya Sağlık Örgütü’ne şikayet etti. O dönemde herkes zoom toplantılarıyla birbiriyle haberleşiyordu. Buna rağmen DSÖ Avrupa Direktörü Hans Kluge ilk yurtdışı seyahatini Türkiye’ye yaptı. Hans Kluge ülkeye geldikten sonra ona adeta yeni Türkiye’nin alışık olduğu şekilde bir diyet ödemesi yapıldı. Bunun karşılığında da Hans Kluge bildiği bilgileri ne DSÖ’yle ne de kamuoyu ile paylaştı.

Dublör aracılığıyla görüşleri aktarılan üst düzey büroktar ise Hans Kluge ile igili olarak şunları söylüyor:

DSÖ’nün Türkiye’ye gelmesinin sebebi Türkiye’nin veri sakladığı bilgisiydi. Türk Tabipler Birliği’nin Dünya Sağlık Örgütü’ne TTürkiye’deki vakaların düşük gösterilmesi sebebiyle Türkiye’ye şikayet etmesiydi. DSÖ seçimlerinde bir Türk adayımız vardı fakat biz seçimlerde Hans Kluge’nin desteklendiğini biliyoruz.

Özetle, bir yanda tutar dalı kalmamış ilişkiler, katakulliler yüzünden yönetilemeyen pandemi dönemi…

Diğer yanda ise bu ve sair nedenlerle ölen onbinlerce insan.

Yazıklar olsun…

Ha belgesel de aşağıda:

Yorumlayın

Your email address will not be published.