Büyük İskender, Da Vinci, Newton hepsi guttan muzdaripti

Halk arasında “zengin hastalığı” olarak da bilinen gut, tarih boyunca obur aristokratlara musallat olmasıyla meşhur. Ancak artık hastalık, beslenme düzeninin değişmesi ve genetik faktörler gibi sebeplerden dolayı bütün dünyaya yayılmış durumda. Yüzyıllardır insanlara işkence eden gut hastalığının hikayesi de epey ilginç.

Hipokrat, gut hastalığını, Yunanca pous (ayak) ve agra (yakalama) kelimelerinden türemiş bir kelime olan podagra diye biliyordu. 

Modern adıysa, Latince sıvı damlası anlamına gelen gutta’dan ortaya çıktı. İlk kez 13. yüzyılda, İngiliz bir keşiş tarafından kaydedilen bu terim, vücuttaki balgamın taşıp eklemlere dolduğunu ifade ediyordu.

New York Times’ın haberine göre, Amerikalı şair ve romancı Jim Harrison ise, 1991’de kaleme aldığı yazıda, hastalıktan kaynaklanan ağrılarını “pençelerine gömülü bir tuzağın çelik dişlerine sahip kurta” benzetmiş, Büyük İskender, Şarlman, Leonardo da Vinci, Isaac Newton, Henry James ve tarihteki birçok isim, bu hastalığın acısını çekmişti.

Roy Porter ve George Sebastian Rousseau isimli iki tarihçinin 1998’de yayımladığı Gout: The Patrician Malady (Gut: Aristokrat Hastalığı) adlı kitapta, kimileri tarafından Bacchus ve Venus’ün birleşmesinden doğan yarı tanrı olarak nitelenen hastalığın, 18. yüzyıl İngiltere’sinde refaha ulaşan insan sayısı arttıkça salgın boyutuna ulaştığı belirtildi.

Söz konusu tarihlerde aristokratları eleştiren birisi, açgözlü zenginlerin gutla cezalandırılmasını adalet gibi görebilir, hastalanansa, üst sınıfın sembolü olması sebebiyle acı içinde kendini teselli edebilirdi.

Bugünden bakınca bunlar komik gelse de Amerikalı kültür eleştirmeni Susan Sontag, hastalığın bir metafor olarak kullanılmasına karşı 1970’lerde şu uyarıda bulundu:

Hiç kimse güvende değil. Hastalık geçmişte kalmadı. Gut, artık zengin beyaz erkeklerin özel nişanı da değil (eğer gerçekten öyle olmuşsa).

Şu an hastalık ne durumda?

1960’lardan 1990’lı yıllara kadar, ABD’deki gut hastası sayısı iki katına çıktı ve o tarihten sonra da sayı artmaya devam etti.

Bazı vakalarsa, hastalığın beslenme düzeniyle alakası olduğunu doğruluyor. Örneğin, ünlü oyuncu Jared Leto, 2007 yapımı filmi Chapter 27 için 30 kilo aldıktan sonra, yıldıza gut teşhisi kondu.

Öte yandan, hastalıktan veganların da etkilendiği belirtildi.

National Health and Nutrition Examination Survey’in (Ulusal Sağlık ve Beslenme Sınavı Anketi – NHANES) verilerine göre, 2016 itibariyle ABD’de 5,9 milyonu erkek 3,3 milyonu kadın olmak üzere toplam 9,2 milyon yetişkin bu hastalıktan muzdarip.

32,5 milyon yetişkin Amerikalı ise yüksek ürik asit seviyelerine sahip. Bu da onları potansiyel gut hastası yapıyor.

Ancak, hastalığın neden bu kadar arttığı konusunda kesin bir bilgi yok.

Beslenme düzeninin yanında genetik faktörlerin de hastalığın ortaya çıkmasında hayli büyük rol oynadıkları biliniyor.

Vücut, sindirim için yiyecekleri parçalarken böbreklerin filtreleyebileceğinden daha fazla ürik asit üretirse, fazlalıklar eklemlerde sertleşen ve iltihabı tetikleyen hançere benzer mikroskobik kristallere dönüşebiliyor.

Kimyasal bileşik olan pürin bakımından zengin yiyecekler, bu hançerleri artırma ihtimali en fazla olanlar. Bunların arasında geyik eti, kaz ciğeri, sülün, deniz tarağı, kaz ve hayvar bulunuyor.

Söz konusu yiyeceklerin kullanımı zaman içinde artmadığı gibi, hayvanların üretilme koşullarındaki endişelerin yükselmesiyle azaldığı bile söylenebilir.

Örneğin, ABD’deki kırmızı et tüketiminin, 19. yüzyıldan itibaren önemli ölçüde azaldığı, maddi durumu elverişli Amerikalıların, trilyonlarca dolarlık sağlık endüstrisinin de etkisiyle ne yedikleri konusunda zamanla daha bilinçli hale geldiği belirtiliyor.

Ancak bazı bilim insanları obeziteye işaret ediyor. NHANES verileri, yetişkinlerde 1980’de yüzde 13,4 olan obezite oranının, 2018’de yüzde 42,4’e yükseldiğini gösteriyor. Fazla kilonun da böbreklerin verimini düşürdüğü göz önüne alınınca, gut tehlikesi hayli artıyor.

Vücudun daha yüksek düzeyde ürik asit üretmesine neden olabilen yüksek fruktozlu mısır şurubunun da önce Amerika’da daha sonra bütün dünyada yayılmasının, hastalığı küreselleştirdiği düşünülüyor.

Tarihi reçeteler

Önceki yüzyıllarda doktorların aklını kurcalayan şey, hastalığın vücudun içinden mi yoksa dışarıdan bir etkenden mi kaynaklandığı sorusuydu.

Bizanslı doktor Alexander of Tralles’in 6. yüzyılda geliştirdiği ve bugün hala kullanılan ilacı Kolşisin dışındaki çoğu modern öncesi tedavi etkisizdi. Bunların içinde sülükler, idrar söktürücüler ve haşlanan köpeklerden elde edilen merhemler bulunuyordu.

Örneğin, 1518 tarihli bir reçetede, bir kazın, doğranmış kedi yavruları, domuz yağı, tütsü balmumu ve çavdar unuyla doldurulup pişirilmesi ve yenip ağrılı eklemlere damlatılması yazıyordu.

1683’teki başka bir tedavi de semptomlar başlayınca acıyı azaltmak için alkol ve afyonun karıştırılıp kullanılmasını tavsiye ediyordu.

Bu iki örneğe benzeyen birçok tedavi, dolandırıcılar tarafından mucize tedavi olarak vadedildi ve formüllerin satışının gerçekleştiği bir pazar oluştu.

Gutun tarihteki “ayak izleri”

Gut hastalığı, önemli ya da ünlü kişileri kendine kurban seçip tarihe de yön verdi.

1552’de, Metz’i kuşatan Kutsal Roma İmparatoru V. Charles, hastalıkla boğuştuğu için kuşatmayı erteledi. Bu da Fransızların şehri güçlendirmesini sağladı. Daha sonra ordusu püskürtüldü ve birkaç yıl geçince İmparator tahtı bıraktı.

18. yüzyılda Amerikan kolonilerinin ateşli destekçisi Britanyalı deneyimli politikacı William Pitt, gut hastalığına yakalanınca evden çıkamaz hale geldi.

Parlamento üyeleriyse, onun bu yokluğunu fırsat bilip 1765’te kolonilere ilk doğrudan vergiyi koyan Damga Pulu Kanunu’nu çıkardı. Bunu, birçok ürünü vergilendiren Townshend Yasaları takip etti. Ardından kıtada Amerikan Devrimi gerçekleşti.

ABD Başkanı Donald Trump’ın eski kampanya başkanı Paul Manafort, 2018’de dolandırıcılıktan mahkum edildi. Manafort, mahkemeye tekerlekli sandalyede çıkarıldı ve sağ ayağı sarılıydı.

Avukatları, Manafort’un guttan muzdarip olduğunu söyledi. Bundan sonra, New York dergisinde, hastalığıyla paralel olarak avukatın 15 bin dolarlık (yaklaşık 115 bin TL) deri ceketine ve 6 yılda kıyafetlerine 1,4 milyon dolar (yaklaşık 11 milyon TL) harcadığına dikkat çekildi.

Tüm bu tarihine rağmen, gut hastalığı bir yaşam tarzının ya da bir dönemin yansıması olarak açıklanamıyor. Zira, 39 yaşındaki ABD’li Mark Phillips, ilk atağını 30’undayken yaşadığını ve sonraki 5 yılı tedavi görmeden geçirdiğini belirtti. Çünkü doktorlarının, gutun bu kadar genç ve zayıf bir insanda olmayacağını düşündüğünü söyledi.

Acıya katlanamayan Phillips’in, teşhis konulduktan sonra yardımına Allopürinol adlı ilaç yetişti. 

ABD’li biyokimyagerler Gertrude Elion ve George Hitching’in 1963’te geliştirdiği ilaç, zamanla iyice etkili hale geldi. İkili 1988’de Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülünü de kazandı.

Independent Türkçe, New York Times

İlginizi Çekebilir

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir